Bu yaz Türk eşcinselleri, İnternet'te organize olup Kırkpınar'daki yağlı
güreşleri izlemek için yola çıkıyor. Birbirlerini genital bölgelerinden
yakalayıp çimlere fırlatan iki yarı-çıplak ve yağlı erkeğin,
'atasporumuz' güreş performansları meğerse yıllardır eşcinsel ilgiye
mazharmış. Bu sene daha bir örgütlü çalışılıyor sadece. Güreş
federasyonundan alınan görüşler, izleyicinin heterojenliğinden şikayetçi
olmadığını söyleyen Kırkpınar ağası ve ona karşı çıkan başka güreşçilerin
demeçleri dışında, bu organizasyon Türk eşcinselleri için çok önemli
bir gelişmeyi simgeliyor aslında: Alt-kültür olmaktan sıyrılma yönünde
bir büyük adım atıyorlar. Ama asıl ilginç olan erkek dilinin hâkim olduğu
medyada çıkan bu haberlerin içindeki 'şaşkınlık' hissi. Sebebi eşcinsellerin
güreşe olan ilgisinin önceden kestirilememiş olmasından değil de, 'söylenti'
ya da haftalık dergilerin 'kurgu' kapaklarını süslemek için kullanılan
bir kimliğin capcanlı karşılarında durmasından kaynaklanıyor galiba. Eşcinsellerin
bir alt-kültür hareketi olarak kulaktan kulağa ilerlemesini ve erkek dünyasına
bulaşmamasını dayatan sağduyuya inat, gürültülü bir dışarı çıkış
tam da maskülen kültürün belirgin simgelerinden biri vasıtasıyla yapılıyor.
Yapılı vücutlar
Yine de, şaşmamak gerek. 90'lı yılların ikinci yarısından itibaren
yayılan popüler kültür unsurları bugünlerinin de habercisiydi. Özellikle
reklam dünyası, daha evvel el atmadıkları bir yöntemi keşfetti ve
erkekleri ön plana çıkarmaya başladı. Calvin Klein'ın önce Marky Mark,
ardından Antonio Sabato Jr.'ı kullandığı iç çamaşı reklamlarının
Amerika'daki otobüsleri süslemesi, dergiler ve televizyon sayesinde de dünyanın
geri kalanına yayılması eşcinsel kültüre büyük katkıda bulundu. Bu
reklamlarla hemen özdeşleşen eşcinseller, Marky Mark'ı da ikonlaştırdı.
Daha sonra, aynı yarı-çıplak bedenler heteroseksüel erkelere meydan
okuyan, "Şimdi biz de böyle mi olmak zorundayız?" dedirten figürler
haline geldi. Eşcinsellerle kadınların aynı erkekten hoşlandığını gören
heteroseksüel erkeklerde bir kas fetişizmi ve spor salonlarına yarış başladı.
Hafızanızı zorlayın, Türkiye'deki köşe yazarları bile pazar günü yayınladıkları
manifestolarında artık spor salonuna başlamaları gerektiğini kaç kere
itiraf etti...
Moda dünyası da özgürce eşcinsellerin dilinden konuşmaya başladı; günlük
giysilerde dar kalıplar, parlak kumaşlar, erkek cinselliğini ön plana çıkartan
ama aynı anda da kadın ve erkek giysileri arasındaki farkları azaltan
tasarımlar yaygınlaştı. Afro-Amerikalıların meşhur ettiği Nautica,
Tommy Hilfiger gibi markalardan sonra, bazı giysilerde de 'gay' kıyafetleri
olarak anılmaya başlandı: Evinizde kapşonlu bir şeyler varsa haberiniz
olsun, meşhur eşcinsel dergisi Out'un birkaç yıl önceki "Yeni
sezonda ne giyeceğiz" dosyasında yer aldıktan sonra moda oldular...
Tabii, döneme yine Calvin Klein damgayı vurdu ve en belirgin ayrım olan
parfümleri bile tek cinsiyete indirdi: 'İnsanlar' için uniseks kokular
piyasaya çıktı.
İdeal erkek
Talk dergisi, mayıs sayısında 'düz' erkeklere "Yeteri kadar eşcinsel
misiniz?" diye sorup, günümüz kadınlarının taleplerini dile
getiriyor: Evin sahibi olmaktan gurur duyan, yemek pişiren, dans eden,
annesini seven, kıyafetlerine dikkat eden, ama bunları da çok abartmayan,
'yeterince eşcinsel' erkekler beğeniliyor artık Amerika'da. Oysa, geçmişte
bütün bu unsurlar özellikle de sinemada yaratılan ve 'filmin komik
karakteri' olarak sunulan bir eşcinsel stereo-tipi tanımlamak için kullanılırdı.
Örneğin, modern bir Jane Austen uyarlaması olan "Clueless"da, genç
kıza hoşlandığı erkeğin eşcinsel olduğunu anlatan bir arkadaşı bunu
"Baksana, alışveriş yapmaktan hoşlanıyor ve güzel giyiniyor"
diye açıklıyordu. Geçen yılın çok iş yapan "Amerikan Güzeli"nde
de eşcinsellik bir mizah unsuruydu, ama bu eğilim de giderek kayboluyor
sanki. Hatta Matt Damon ve Jude Law gibi ünlüler damgalanmadan sinemada eşcinsel
karakterleri (ve başrolleri) oynadılar...
Türkiye'de de benzer bir geçiş yaşanıyor. Eşcinsel sanatçıların
gece kulüplerinde iş yapmasından öte, eşcinsel olmadıklarını söyleyen
ama Tarkan'ın öncülüğünü yaptığı bir androjen prototipi uygulayanların
sayısı her geçen gün artıyor. Üstelik yeni çağın bu şöhretli ve
androjen erkekleri sadece popçular değil; her iki cinse hitap edenler
kategori tanımıyor. Reklamlarda da artık erkeklerin daha yoğun olarak
kullanılıyor; pazarlamada da kadın yerine erkek figürler geçerli demek
ki. Ancak yine de, yerel popüler kültürümüzde bugünlerde şöhretine şöhret
katan tek erkek 'güzel' değil de, 'yakışıklı' diye tanımlanabilecek
eski bir tipolojinin ürünü: Derin devletin dizisi "Deli Yürek"in
baş kahramanı Kenan İmirzalıoğlu hiç androjen unsurlar taşımıyor. Öyle
ki amann dergisine bile poz vermeyip, dizideki haliyle resimleri çektirmiş.
İmirzalıoğlu soyunmuyor, göbek atmıyor, bebek yüzlü de değil ve dizide
canlandırdığı karaktere bakılırsa (ve kendisi de bir anlamda özdeşleştiğini
kabulleniyor) aşırı maskülen ve erkek egemen bir dünyayı savunuyor,
bunun bayraktarlığını yapıyor. Maço ve muhafazakâr ama bir yanıyla da
duygusal ama. Giyinmeyi seviyor ve biliyor. O her dem üzerineki paltosunu,
beyaz gömleklerini kendine yakıştırıyor ve böylece bir imaj yaratıyor.
Dar, siyah ve boğazlı ince kazağı ise yine eşcinsellerin yaygınlaştırdığı,
spor salonu fenomenine kapılan heteroseksüel erkeklerin de sonradan
sahiplendiği simgelerden biri (Banana Republic patentli, genellikle kaşmir)...
Yani, en delikanlı ekran kahramanı bile eşcinsel kültürünün uzantılarını
üzerinde taşıyabiliyor, üstelik tüm o 'erotik-olmama' çabalarına,
soyunmayı falan reddetmesine karşı gömleğini göbeğine kadar açıp yapılı
göğüs kafesini sergilemesi de cabası... İyice belirginleşiyor ki, eşcinsel
olsun ya da olmasın, iyi yapılı erkekler (ki buna güreşçiler de dahil)
kadınların dışında, hemcinlerinin de ilgisinden bundan böyle hiç kaçamayacaklar.
Günümüzde ilgi odağı olmak için hedef kitle geçmişte olduğundan çok
daha karmaşık ve çeşitli. Üstelik, kitlenin ilgi duyduğu alanların da
sayısı artıyor; güreşçiler bunun ilk örneği. Maskülen kültürün bekçileri,
bu sene şüphesiz yağlı güreşleri izlerken bambaşka bir açıdan
bakacaklar. Perspektiflerini genişletmek, onlara eşcinsellerin yaptığı
bir katkı. Zira, artık her cins birbirinden faydalanıyor. Bundan mutluluk
sağlamı da öğreniyor.
ORAY EĞİN