Medya'da Türkiye Ayıları

pencereyi kapat      

 

 


Günün Hikmeti

Demedik Demeyin

Sinan Hıncal

Her şey, sanırı 5-6 yıl önce başladi... İtiraf etmeliyim, olup bitenler bana fantastik bir alemde, kabusların eşiginde gezinen rüyalarda geçiyor gibi gelmişti o sıralar.. İstanbul gece alemlerinin duman ve alkol sisleri arasında belli belirsiz seçilebilen siluetlerin sergilediği bir gölge oyunu.. Ama zamanla, önceleri birbiriyle ilgisiz gibi görünen bir dizi olay, zihnimde yarı yarıya çözülmüş bir yap-bozun parçaları gibi biraraya geldi. O muğlak göruntüde bile, hatırlıyorum, olayların bugün olduğumuz vahim noktaya evrileceğine dair ipuçları ayan beyandı..

5-6 yıl önce İstanbul gecelerinde ilk kez bir grup "hard-core' dedikleri türden homoseksüel belirdi. Dışavurumcu-coşumcu (expresiv-excessiv) bir gruptu. Cinsel tercih ve uygulamalarını kamuya yansıtmaktan hoşlanıyor, cinselliğin ateşiyle coşup zaman-mekan gözetmeksizin bir
performans sanatı gösterisindeymiş gibi sevişiyorlardı..

Yanlış anlama olmasın, "hardcore homoseksüeller" yurdumun geleneksel "top"lanna benzemezler. Aşırı "erkeklik," "erkeğin cinselliği" vurgulu bir stilleri vardır. Aralarında seks, öncellikle bir "tecavüz eylemi" olarak gerçekleşir. Ancak, "neşeli, eğlenceli," katdan bütün tarafların zevk aldığı bir "tecavüz." Kadın-erkek cinselliğinde "suçların en büyüğü" olan tecavüz bu "has erkek" cinselliginde "keyiflerin doruğuna" tekamül eder.

Hardcore homoseksüellerin stilini, oluş biçimlerini, inanılmaz bir performansla, 1950'lerden 90'lara, 40 yıl süreyle tek bir adam, bir sanatçı belirlemiştir: "Tom of Finland." Tom, yüzyılın kuşkusuz en etkin, en ilginç (yeraltı) sanatçılarından biridir. Ortalama bir illustrator ya da bir reklam şirketinde grafiker olmak yerine hayat boyunca tutkuyla sadece ve sadece tek bir şeyin, homoseksüel fantezi ve arzularının "resmini yapmayi" seçmiştir. Böylece önceleri o bir "top"lum kesiminin çizgi-raportörüyken, zamanla o "top"lum kesimi onun çizgilerini hayata geçirmeye başlar.

Tom of Finland geçen yıllarda öldü. "Kırkpınar" ve "Türk yağlı güreş sahnesi"nden son yıllarında haberdar olduğu, imaj dünyası için müthiş bir zenginleşme demek olan "er meydanını"nı bir kez "canlı" göremediği için doygun gözlerinin yarı açık gittiği söylenir.

Bütün bunları yazmazdım, eğer, homoseksüellerin Kırkpınar çıkartması, 1Numara Yayıncılık dergilerinin abartması diye aşağımsanmasaydı. Ancak, benim bildigim kadarıyla, son 3-4 yıldır İstanbul homoseksüel cemaatından seçkin bir grup her yıl temmuz ayının başını iple çekiyor. Kırkpınar zamanı Edirne'ye özel tur düzenleniyor. Uluslararası ilgi giderek artıyor. Abarttığım sanılmasın, 5-10 yıl zarfında Kırkpınar'ın "uluslararası bir eşcinsel panayırına" dönüşmesi muhtemeldir.

Yani şimdi bu az şey mi?

Yeni Binyıl, Mayıs 2000


pencereyi kapat