| |
Dışımızda holigan, içimizde
Kırkpınar
Etyen Mahçupyan
AB adaylığı konu olduğundan bu yana bizde Batı türü bir
ırkçılık bulunmadığına ve bu nedenle Kürtlere kültürel hak falan
vermek zorunda olmadığımıza ilişkin bir siyasi söylem var. Ne var ki geçmişimizde
ırkçılık olsa da olmasa da, Kürtlerin kültürel haklarının buna bağlanması;
patolojik bir kendini beğenme, üstün görme ve kibirlenme psikolojisi yansıtıyor.
Ama işin bu tarafını geçelim; acaba bizde gerçekten de ırkçılık yok
mu?
Osmanlı düzeni etnik farklılık üzerinde kurgulanmamıştı; ancak farklı
olanın cemaatsal olarak yabancılaşmasına yol açan ataerkil bir dünyaydı.
Cumhuriyetin modernliği ise tüm aksi iddiasına karşın bu yabancılaşmayı
etnik bir temele tercüme etti. Üstelik ataerkilliğin kültürel boyutu, örneğin
erkeksi bakış açısı otoriter zihniyet içinde yeniden yoğruldu. Böylece
'erkeklik' Türklüğün içsel bir özelliği haline geldi. Bugün futbol maçlarında
milli marş söyleme avamlığının yanında hakeme 'ibne' diye bağırılıyor
olması hiç de birbirinden bağımsız değil.
Geçen haftaki Leeds maçı öncesinde iki holiganın öldürülmesinin ardında
böylesine kutsanmış bir arka plan var. Aksi halde kim olursa olsun,
insanların 'öteki' kültürden olduklarını bilmekle yetindikleri birini bıçak
satın alıp aralarında bölüşerek 17 kez bıçaklamaları açıklanamaz.
Bu insanlar hastalıklı olsalar bile, onların hastalıklılığını
onaylayan bir ideolojiyle çevrelendikleri açık: Caniler erkek ve 'Türk'tü;
ölenler ise yabancı ve ibne.
Tahrikin cinsellikle ilişkilendirilmesinin nedeni bu. Emniyet müdürü de
kendi hatasını kamufle etmek üzere, bu yüzden 'ağır tahrikten' söz
ediyor. Dahası aynı müdür İngilizlerin maçtan sonra evlerine 'sağ'
olarak dönmelerini bir lütuf olarak sunduğu gibi; olayları kınayan Türk
medyasını da İngiliz medyasının yerini almakla suçluyor. Sanki İngilizler
'normal insan' değilmiş gibi; ve sanki medya 'Türk' olduğu için olayı
sahiplenmeliymiş gibi. Böyle hissedenler kendi arkadaş sohbetlerinde
muhtemelen o İngilizlerin de, İngiliz gibi davranan Türk medyasının da
ibne olduğunu rahatlıkla dile getiriyorlar.
Öte yandan aynı ilişki tersine de işliyor: Türkiye'de gay'lere salt
cinsellik içinden bakılıyor ve onlara sanki farklı bir etnik kimliğe
sahiplermiş gibi davranılıyor. Bu yılki Kırkpınar güreşlerine
gay'lerin de seyirci olarak katılacakları haberi 'Edirne'yi ayağa kaldırıyor.'
Geleneksel Spor Dalları Federasyonu Başkanı böyle bir gezi düzenlenmesinden
'utanç duyduğunu' söylüyor. Ona göre bu 'iğrenç bir olay', çünkü 'Kırkpınar
yüce Türk milletinin... soylu bir destanıdır. Kırkpınar... Türklüğün
geleneğidir.' Yani Federasyon Başkanı'na göre gay'ler Türk değildir;
veya daha yumuşatırsak gay'ler Türk'e özgü niteliklerin dışında bir özelliğe
sahiptirler.
Böylece homoseksüelliğin yaygın olarak yaşandığı bir tarihsel geçmişten
sonra, bugünün has 'Türk'ü kendi saklı cinsel dürtülerini siyasetle
harmanlayıp şiddete tahvil ederken; milliyetçiliği de farklı olmayı açıkça
yaşama cesareti gösterenleri aşağılayan bir ideoloji olarak ayakta
tutuyor.
Bugün Türkiye'de yaygın, paylaşılmış, içselleşmiş; yönetimce mazur
görülen, hatta desteklenen bir ırkçılık var: Bu yelpazenin bir ucunda
holiganlar, ortada 'Kırkpınarcılar', diğer tarafında ise kültürel
hakları demagojiyle engelleyenler bulunuyor. Fark bir düzey meselesi; ama
hamur aynı.
Radikal Gazetesi, 11 Nisan 2000
|