Deprem sonrasında duyurular, yardım çağrıları ve
haberler dışında bir şey konuşmayan ayı grubumuz buluşma kararı
aldığında temel konumuz, kaçamayacağımız bir sonraki felaket için,
kendi aramızda neler yapabileceğimizi, nasıl hazırlanabileceğimiz
idi. Listemizde de deprem ya da "ben iyiyim, ya siz?" konulu
mesajlar dışında bir şey yoktu zaten... Biraz moral depolarız,
biraz kendimize geliriz dedik. Ve buluştuk...
Buluşma mekanına ilk ulaşanlar (tabii ki İstiklal
Caddesi Burger King; çok farklı ve yeni bir mekan :o)) Superbear,
TrCub, Bearlover (IRC'de iki
Bearlover nickli kişi dolaşıyor, bahsi geçen kişi, sitemizde adı
hep geçen kişi yani, Bearlover_tr'dır, duyurulur),
M. ve H. oldu. Bearlover ve M.'nin
vapurda karşılaşmaları ve aynı yere gittiklerini tahmin etmeleri
ise ayrı bir hikaye.. Daha sonra xxx ve trBEAR
ellerinde bir torba ile kendilerini gösterdiler. Torbanın içinde ne
olduğu daha sonra anlaşıldı.. Mıncıklaşmalar ve tanışmalar
sonrasında herkes birbirinin gözüne bakıyordu, malum konunun açılması
beklendi hep... Ancak geçen günlerde epeyce ayı duyarlılığı gösteren,
epey süre yardım peşinde koşan ayıcıkların hiç biri o konuyu açma
cesareti gösteremedi.... Sanırım...
Yavaş yavaş ayı sıcaklığı mekana yayıldı, tüm
moral bozukluğuna rağmen hem kendimizi hem de hep olduğu üzere
etrafı ısıtmayı becerdik. Daha sonra sırası ile Halfbear,
Alfabear ve aslında bir ayı olmasına rağmen aramıza
katılmayan, hatta xxx ile trBEAR arasında iddia konusu olan Pioneer
(asıl amacı başka olsa bile) aramıza katıldı. Yine espriler,
yine atışmalar, yine yemekler ve içecekler. O ara Pioneer ve trBEAR
bi köşeye çekilip kendi özel muhabbetlerine daldılar (aklınıza
ne geldi ha hınzırlar? web tasarım konuştular onlar ciddi ciddi)...
Bir saat kadar sonra M. ve H. ayrılmak durumunda kaldılar, biz de
Pioneer'in öncülük özelliklerinden yaralanarak onun fikrine uyduk,
peşine takılarak sürü, güruh, topluluk, grup, kitle,
ne-derseniz-deyin halinde tıpış tıpış Taksim Çay Bahçesi'ne doğru
yola koyulamadık. Hem kat edilecek koskoca İstiklal
Caddesi hem de malum ayı hızı buna el vermedi... Kaybolmalar, buluşmalar,
"neredesiniz" konulu cep telefonları devam ederken geçen
birkaç cümle torbanın içeriğinin ortaya çıkmasına neden oldu..
Aynen şöyle:
"- abi bu kutunun içinde ne vardı?",
"- niye sordun?", "- eeee, biraz önce düşürdüm
de", "- ARRRRGGGHHHHH!!! Passsstaaaaa"
Yolda Pioneer'in bir tanıdığı daha aramıza katıldı
ve biraz zor da olsa beraberce çay bahçesine ulaşmayı başardık.
Gökkafes adı verilen ucu kızarmış bişeye (!) benzeyen binanın
izin verdiği kadar boğazı seyredebileceğimiz birkaç masayı birleştirdik.
Ve o saniyede gökten çay yağmaya başladı... Bu kadar çok ayıcıkı
bir arada görünce ellerini ovuşturan garsonlar sağolsun.
Sonra torbayı açtık, birazcık yamulmuş da olsa
pastamızı, doğum günü pastamızı çıkardık. Bıçağımız, çatalımız
ve tabağımız olmadığı halde, oldukça başarılı bir şekilde
kestik ve yedik... Epeydir ortalarda görünmeyen bOutcider
ve sugah da pastanın son kırıntılarına yetişebildiler.
Daha sonra iki tanıdık da gruba katıldı ve yine çaylar, yine çaylar,
yine çaylar (kaç çay içildiğini bilmiyorum ama hesabın
9.200.000.-TL lik bölümünü çaylar oluşturdu).
Sayının çok olması genel muhabbet yapılmasına
engel olmuşsa da özellikle eski Türk filmlerinden replikler ve
gaflar, Dünyayı Kurtaran Adam, günümüz türk sineması ve son dönem
Hollywood filmleri üzerinde oldukça neşeli sohbetler yapıldı. xxx
yine felsefe konuştu, halfbear nikaha gitti geldi, diğerleri kendi
çaplarında takıldılar.
Saat 5 civarı kopmalar başladı, önce tek tek,
sonra da güruh halinde çay bahçesi terkedildi, defalarca kucaklaşıldı
ve bir sonrakinde görüşmek üzere dağılındı. Son sözler "nicelerine...
hep beraberce..." oldu.